|
KAMUOYUNA!
„Alevi Dedesi“ İzettin
Doğan eliyle
„Alevi Diyanet İşleri“
örgütü kurulması
görüşünün ortaya atılması, Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu Dedeler Kurulu Başkanı Hasan Kılavuz`un ise buna karşı çıkması ve Aleviliği İslamın
dışında bir inanç olarak değerlendirmesi,
kamuoyunda bu
konuda var olan
tartşmaları daha
da alevlendirdi.
Alevilik islami bir mezhep
midir? Bize göre değil.
İslam
dininin temel
kuralllarını yerine getirmeyen, insan-Tanrı ilişkisini islamiyetten çok farklı yorumlayan, kendisine tanrısal fonksiyon yükleyecek kadar insanı yücelten, müzikli ibadetinde kadın ile erkeğin birlikte yer aldıkları, kadına dinsel yöneticilik görevi vermekte sakınca görmeyen, kutsal güneşi, ziyaretleri, ocakları ile güçlü naturel özellikler gösteren Alevilik ile İslamiyet neden aynı olsunlar? Bu belirlemeyi
yaparken, İslamiyet
ile Alevilik arasında
herhangi bir
etkilenme olmadığını
belirtmek istemiyoruz
elbet. İkisi arasında bir etkileşim var, ancak bu, Aleviliğin
İslamın dışında
bir inanç
olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.
Alevi Diyanet İşleri
örgütü kurulmasına
gelince; bunun, devlet kaynaklı ve Aleviliği Sünniliğe dönüştürerek
ortadan kaldırma çabalarından öte bir şey olmadığına
kuşku yok.
Devletin, kendi güdümündeki „Alevi dedeleri“ ya da „Alevi örgütleri“ eliyle sahnelediği oyunu görebilmek için de çok şey
bilmeye gerek
yok. Onun, kurulduğu
günden bu
yana izlediği politika bunun en somut kanıtıdır.
Bilindiği gibi T.C.
kurucuları, ulusal
(etnik) ve sınıfsal
kimliklerle ilgili
olarak yaptıkları gibi, dini inanç
alanında da daha
ilk günden teklik
ilkesini benimsediler.
Onlar, 1925`lerde İslamın
Hanefi mezhebini
devletin resmi dini olarak kabul
ettiler ve
bu mezhebin esas
alındığı dinsel
hizmetleri yürütmek
üzere de Diyanet İşleri Başkanlığını
kurdular. İlk
İlahiyat Fakültesi ile İmam Hatip Okullarının açılışı
da bu döneme
rastlar. Buna karşın Aleviler ise yok
sayıldılar, kimlikleri
yasaklandı ve
ibadet yerleri kapatıldı. T.C.`nin 80
yıllık tarihi, Aleviler bakımından katliam ve sürgünler
dahil her türlü
baskı ve haksızlığın
uygulandığı bir
tarih dilimidir.
Kaldı
ki,
Türkiye gibi
demokratik geleneklere sahip olmayan ve farklılıklara
tahammül göstermeyen
bir devlete bağlı
olarak faaliyet
yürüten ya da yürütecek
olan bu tür kuruluşlar,
gerçek anlamda
din hizmeti de sunmaz, sunamazlar. Onlar, olsa olsa
sistemin saçayaklarından
biri olma
rolü oynarlar. Bizzat Diyanet İşleri Başkanlığının
durumu da bunu
göstermiyor mu?
O
bakımdan, sayın Hasan
Kılavuz`un projeye karşı çıkması
haklıdır. Bizce
doğru olan Alevileri Diyanet İşleri Başkanlığı
çatısı altına
almak değil,
tersine bu kuruluşun
varlığına son
vermektir. Farklı
din ve mezheplere
ilişkin hizmetlerin,
o din ve
mezhebe mensup
olanlar tarafından, gönüllü olarak oluşturulacak örgütler ya da kurum ve kuruluşlar
eliyle yürütülmesi,
en sağlıklı çözüm yoludur.
Devlet, farklılıkları içine sindirmeli, halkın dini inançlarına müdahale etmekten, bir diğer
deyişle „resmi
din“ yaratma çabasından
vazgeçmeli, insanları
bu konuda rahat
bırakmalıdır.
Munzur Çem
Mehmet Bayrak İbrahim Aksoy
Mehmet Duran Şeker Emekçi
Gazeteci-yazar Araştırmacı-yazar Politikacı-yazar
Eğitimci
Halk ozanı
Aşık Temeli
Ozan Şêxo
Halk Ozanı
Sanatçı
|